Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

Semazen.jpg‘Gözünün önünden hiç gitmiyordu o yüz. Her an onunlaydı artık. Kendi yüzünde onun yüzünü görüyordu. Ve hep o yüzle kendi yüzündeki gözlerle konuşuyordu. Onun sadece yüzü vardı. Her an değişen onun için git gide daha da güzelleşen bir yüz. Mutluydu o yüzle. O yüzün mimikleri içinde kelebekler uçuruyordu çiçekten çiçeğe konan. O yüze dokunmak, parmak uçlarıyla o yüzü hissetmek bir kör gibi o yüzü beynine resmetmek istiyordu. Tüm varlığıyla onun görüntüsünü çağırıyordu. 

Kendi istemişti o yüzü. Yoksa yüz orada durup duruyordu. Kendi hayatını yaşıyor, kendi sorunlarıyla boğuşuyordu. Yüzün sahibinin bütün bunlardan haberi bile yoktu. Belki bir kez bile gözgöze gelmemişlerdi. Adam, o yüzü bedeninden almış kendinin kılmış ve onu mutlu etmenin binbir yolunu düşlemişti.
Adam yüzden çok şey bekliyordu. Bomboş, anlamsız hayatına bir anlam katsın! Onun da bir sevda hikayesi olsun istiyordu. Kendini yakın hissetmediği, sevilmediğini bildiği bir ailesi vardı, ama gözlerini kapatınca karanlıktı içi, hep karanlık.
İnsan adına aşk dediği şeye ihtiyaç duyardı. Ve bir obje seçerdi. Onun için yeni, keşfedilmemiş bir şey. Bu objeyi beyninde evire çevire canlandırır, ona kendi dilediği hayatı verir, kendi kendine ‘aşık olurdu.’
İşte bu nedenle “aşkın gözü kör”dü. O karşısındakine bakmazdı ki. Onun derdi kendindekiyleydi.
Aklı öyle inanılmaz hikayeler anlatır ki mutluluktan rüyada gibi yaşar aşık olan. Ancak aşık olunanın en ufak bir reddi yeter de artardı onu öldürmesine. Onu öldürür, beynimizdeki bizi asla reddetmeyecek, biz istemedikçe asla terk etmeyecek olanla ölene dek saplantılı bir halde yaşarız, ya da yaşadığımızı sanırız. Çoğu zaman hapishanelerde!
Karşımızdaki bazen hayatın başında yeniyetme, bizim varlığımızdan bile haberi olmayan gencecik bir kız olur pompalı tüfekle okulunun bahçesinde vurduğumuz, bazen evli barklı eski karımız olur sokak ortasında defalarca bıçakladığımız, bazen küçücük hem de kendi üretimimiz olan bir çocuk-kız olur henüz onunda, babası tarafından tecavüze uğrayan.
Bunlar cehaletin cesaretiyle işliyorlar aşk cinayeti dediklerini.
İşte böylelerine der ki taa yüzyıllar öncesinden sevgili Rumi..
“Bir insan bir insana aşık olmuşsa; bu aşk aşık olanda değildir. Aşık olunandadır. Aşık olunan, aşık olunmayı istemediği sürece, ve bu ateşi içinde yakmadığı sürece, hiç kimse ona aşık olamaz.
Eğer ki birini sevdiysen, fakat o seni, senin onu sevdiğin gibi sevmemişse,
Bil ki; asıl olan senin düşündüğünün tam tersidir. Sevilmeyi seçen o, sevilmeyi seçmeyen sen.. Sürüyü arayan çobandır koyun değil. Aşk ateşi önce sevilene düşer, ondan sevene sıçrar. “

Bir de beynindekini mecazen öldürüp başka aşk duyulacak objelere doğru yelken açanlar var. Yaşadıkları düşlerin tadını çıkarır, başka güzelliklere doğru yola çıkarlar. Az sonra kırlarda nadide bir çiçeğe, o çiçekte dinlenen arıya, kelebeğe aşık olduklarını görürsünüz, ya da dinlemeye doyamadığı kuşlarının şarkılarıyla kendinden geçmiş, çiçeklerin arasında uzanıp gökyüzünde çizdiği muhteşem resmin içinde kaybolmuş…
Aşka açık olmak güzel çünkü içinde evrenseli, bütünde güzeli görmeyi barındırır. Bu evrensel aşkta, acılar, dertler sorunlar, şikayetler erir gider. Şikayet ettiğimiz şeylerin nasıl da dünyevi olduğunu, insan olarak bunlarla zaten savaşmak durumunda olduğumuzu öğreniriz ve aşkı buluruz baktığımız her yerde….

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin