Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

Semazen.jpgKaç gündür sallanıyor her yer… “Otistik” çocuklar normal çocuklarla aynı bırakın sınıfları, okullarda bile olmasın tartışmaları aldı başını gitti.

Açıkçası benim kafam çok karışık…

Otizm tanılı bir çocuğu olan bir anne olarak, özel gereksinimli çocukların psikolojik ve ruhsal ihtiyaçları konusunda epey kitap devirmiş bir insan olarak, pedagojik formasyon almış bir öğretici olarak, ya da “normal” bir çocuğum olmuş olsa böyle çocuklarla birlikte olması nasıl olurdu konusunda arada duran bir anne olarak…

Biri hariç empati yapıyorum. Ben çocuğu “normal sınırlar” içinde olan bir anne ya da baba olsam, yaklaşık olarak 35-40’lı yaşlarda olsam, ya da 55-60’lı yaşlarda bir anaanne, babaanne ya da dede olsam, ben “normal sınırlar” içindeki çocukların öğretmeni olmak üzere seçilmiş 20 -30’lu yaşlarda ya da 40-50’li yaşlarda bir öğretmen olsam, ya da okul müdürü olsam, ya da okulda çalışan bir hademe ya da kantinci olsam, ya da bir servis şoförü ya da servis hostesi olsam ya da “otistik” çocuğu olan bir ailenin alt ya da üst kat komşusu olsam ne düşünürdüm.

Önce kendimden başlayayım… En önemli düşüncem şu Allah’ım diyorum iyi ki oğluma bir koruyucu olarak beni seçmiş… Evet gerçekten çok zor ve güçlü, inanılmaz güçlü olmayı gerektiren bir annelik bu… Ve ben inanılmaz bir ruhsal sınamadan geçiyorum her gün her an…

Beyin işleyişi olarak tamamen “normal” bir akıl düzeyinde bir çocuk.. Ama gözlerinize bakmıyor, ama kendi içinde bir dünyada yaşıyor. Hayatı nasıl gördüklerini anlayamıyorsunuz… Sizin sevindiğiniz bir şeye o bomboş gözlerle bakıyor… Konuşmuyor, size kendini anlatmıyor. Anne ben bugün kendimi iyi hissetmiyorum demiyor… Lütfen bugün beni rahat bırak kafamı dinleyeyim demiyor…

Sanki çözülemez büyük bir problemi çözmeye çalışır gibi hep aynı şeyleri yapıp duruyor.

Ona bakıp onu izledikçe kendimizi “normal” insanları görüyorum. Geceler boyu bir uçurum oluyor içine düştüğüm… Ona yaptıkları için kızan onu “normal” olmaya zorlayan, bu uğurda yıllardır savaş veren ben bakın bazen ne oluyorum.

Bize “normal” insanlara bakıyorum. Doğuyor minicik bir can daha anne olmak baba olmak için çok erken bir çekirdek ailenin kucağına… Anne ve babalık öğretilmiyor ki 12 yıl zorunlu olan eğitim kurumlarında. Güdülerimiz, peşine düştüğümüz o minik tatlı heyecanların ardından zorlu her yönden kuşatılmış borç içinde yaşanan bir hayatın ağır yükünün de geleceği anlatılmıyor ki. Düğün dernek davul zurna, maşallah hoppala, abrakadabra derken bir de bakıyorlar bir evleri ve belki de neredeyse hiç tanımadıkları insanlarla akraba olup çıkıvermiş…

Ve mutsuz sonsuz bir tekrar içinde çocuk sahibi ol, onu okut, evlendir, torunlarını gör ve eğer şansın buraya kadar yaşamana yetmişse ya öl, ya da yapayalnız bir köşede ya felçli ya da Alzheimer başta olmak üzere birçok hastalıkla tek başına boğuş dur…

Bu tekrar kimseyi rahatsız etmiyor da diyorum, benim çocuğumun her gün aynı yoldan gitmek istemesi, her gün aynı şeyleri yapmak istemesi rahatsız ediyor…

Daha ileri gidip yahu tüm insanlık “otistik” diyorum acı bir alayla…

Komşu diyor ki, keşke bi tane daha doğursaydın kızım belki o normal olurdu hem sana hem bu sabiye bakardı…

Bakıyorum gözlerine, acı ve hüzünle dolu, öyle ağır çileler çekmiş az sonra dizinden ya da bilmem neresinden ameliyata gidecek teyzemin bana acıyarak bakan yüzüne… Kaç çocuğun var teyze diyorum. İki kızım bir oğlum, onlardan da sekiz torunum var.

Neredeler teyze diyorum… Neden bakmıyorlar sana…

Bilmem ki diyor… Hepsi evli barklı hepsinin işi gücü var…

Söyleyecek bir şeyim yok… Artık o teyzenin de yok…

Elimden geldiğince yardım edip gidiyorum yanımda yürüyen ve hep gülümseyen “otistik” oğlumla…

Bu “otistik” oğlumun kaprisleri yok çok şükür… Bir köşede en sevdiği şeyi yerken getirip bir tane de benim ağzıma veriyor… Bir bardak su içmeye gittiğinde bana da getiriyor, susamışımdır diye…

Uyurken üstüm açıksa tıpkı benim ona yaptığım gibi beni öpüp üzerimi örtüyor…

Açıkçası ben “otistik” oğlumla mutluyum…

Dışarı çıkıncaya kadar…

Sokakta gayet normal yürürken, insanların ona aşağılayan, acıyan, biraz da kendi hallerine şükreden durumlarını hissedinceye kadar. Oğlumun tanısın tanımasın her insana selam verdiği ana ve o selamın dalga geçilerek alay edildiği ana kadar…

Onun eline beş lira vererek zavallı insana yardım ettiği düşüncesi taşıyan normal ve aynı yaştaki akranıyla karşılaşana kadar…

Bir restorana gittiğimiz ve orada yemek yerine mama diyen kocaman gövdeli oğlum damgasını vurana kadar…

Bir bankada tam bir buçuk saat sabırla yanmayan sırasını bekledikten sonra artık dayanamayıp sesini yükselten çocuğumun bağırdığı ana kadar…

Bu benim ve oğlumun dünyası…

Şimdi gelelim diğer dünyalara…

Nereden başlayayım…

“normal sınırlarda” zekaya sahip insanlarımın duygularıyla empati yapmaya…

Şükürler olsun ki benim torunum normal diye elinde bir albümle gelip “normal” torununu gözüme gözüme sokan ve seninki gibi çocuklar normal okullarda olmamalı, diğerlerini geri çekerler diye başlayan bir emekli öğretmen olur mu?

Hala görüşmüyorum o kişiyle ve bakın yıllar geçti o insandan bana sadece bu kaldı… Onu suçlamıyorum, onu yargılamıyorum, ancak onun hayatını merak ediyorum ve tanımak istiyorum onu… Kimdir bu insan nasıl yaşar ne hisseder…

Bu insan o zaman bir “otizm ya da başka durumların tanısı olmadığı için farklı olan her insana yapıştırılan “deli” kavramıyla yaşamış ömür boyu... Ve onun çevresinde “deli” demek, kaçmak gereken, hatta bağlanması hapsedilmesi gereken, taş atılması, küfredilmesi ve kesinlikle uzak durulması gereken kötü canlı demek.

Algı düzeyi bu olan bir insana elbette hak veriyorum…

Anneanne ya da dede, anne ya da baba… Hepiniz haklısınız. Ben de böyle bir ortamda yetişmiş eğitim almış, aile kurmuş olsam aynı sizin gibi düşünürdüm…

Gözü rahatsız insana kör, ayağı aksak insana topal, saçı olmayan insana kel diyerek, bunu bir aşağılama nidası yapan bir ortamda elbette böyle düşünürdüm…

Öğretmen nereden geliyor sanıyoruz ki biz, uzaydan mı? O da birinin çocuğu… O da tıpkı diğerleri gibi bu ortamda ve bu algıyla büyüdü, okula gitti evlendi çocuk sahibi oldu, iş olarak da bunu seçti ya da başka seçeneği olmadığı için bunu seçti…

Doktor ve mühendisler de, üretim dışında aracılık yapan ve topuna birden komisyoncu diyeceğim insanlar da…

Beklenti nedir?

Evet, belki sadece “otistik” ya da “deli” diyeceğimiz canlılar olsaydı söz konusu olan sizinle aynı beklenti içinde olabilirdim…

Ama

Ama şöyle bir gerçeklik sallanıyor başucumda…

Bu dünyayı bu kadar geliştirenlerin “normal” sınırlarda olmayan insanlar olduğu gerçeği… Büyük düşünen, olmaz diye bir şeyi kabul etmeyen zekâ sınırları çok yukarda olduğu için aradan yüz yıl geçse de ne dediğini anlamakta hala zorlandığımız yüce insanlar olduğu gerçeği…

Bizi daha küpün bir yüzeyini görürken küpün dışından bize bakıp el sallayan, oradan bir merdiven uzatıp buraya gelin diye çağıran “normal “ olmayan insanlar gerçeği…

Bugün bir yürüyen merdiveni, bir asansörü bir sarkaç sistemini, uzaya gidecek sistemi bulanların “normal “ olup olmadığı gerçeğine ne diyelim…

Ya evlerimizi dolduran şu hayran olduğumuz kitapları yazanların birer “dahi” olduğu gerçeği…

Evet, bir şeyler yapabilenler de “normal değil değil mi. Onlar dahi… Ama önlerine imkân sunulmayan, algılayacakları, kendilerini anlatacakları bir ortam bulamayan milyarlarca insan “deli”

Siz eğer böyle insanları ahırlara bağlar, eğitim diye depodan bozma sınıflara onar onar tıkıştırırsanız, normal insanlar gibi ihtiyaçlarını karşılamazsanız, başlarına onları anlayamayacak insanları eğitmen diye koyarsanız daha çok kavga edersiniz…

Evet, farklılıklar güzeldir olması gerekendir… Ama bir şeyi güzel görmek istiyorsanız düzenlersiniz… Bir manav tezgâhı gibi düşünün… Bakın ne güzeldir. Elmalar, armutlar üzümler, karpuzlar, hepsi bir dükkânda ama farklı kasalarda… Rengârenk bakınca içiniz açılır…

Ya da ne bileyim tarlaları düşünün arpa buğday, ayçiçeği hepsi aynı ovada ama rengarenk ne kadar da göz alıcı…

Ve son olarak “otistik”lerin gözünden bakıyorum…

Hani onların yerine hiç empati yapmıyoruz…

Ya gerçek “otistik” ya gerçek “deli” biz isek…

 

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin