Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpgHiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. Babam, “Ya Rabbi, hayırlının da hayırlısını ver!” diye dua ederdi. Adam en lüks uçaklarla göklerde uçuyor, yerdeki derdin acısıyla havada kıvranıyor. Öbür adam köyünün yolunda, yırtık ayakkabısıyla yürüyor, ama içinde bir huzur. Maddi zenginlik yanında, manevi eksiklik dengeyi tamamlıyor. Herkesin derdiyle sefasının çarpımı birbirine eşittir! Çünkü Allah Adil’dir! İnsan ufka doğru koşar koşar. Ama ne kadar koşarsa koşsun ufukla arasındaki mesafe değişmez. Ufuğa ulaşmak mümkün değildir. İnsan içindeki arzuları susturamaz. Rus yazarlardan biri bir hikâyesinde anlatıyordu: Zengin bir adam hastalanıyor. Öleceğini anlayınca yatağından kalkıp, elindeki sopayla ağaçlara vuruyor, “Benimle beraber gel!” Atına vuruyor, “Benimle beraber gel!” Evinin camlarını kırıyor. “Benimle beraber gel!” Adam sevilmemesi gereken şeyleri o kadar çok sevmiş ki, ölünce onlardan ayrılacağını bildiği için, çılgına dönmüş. Herkes bu çiftlik ağasını çok mesut zannediyor. Halbuki adamın içindeki dert onu mahvediyor. Yağmur yağıyordu. Baktım bir adam çöplükten kâğıt topluyor. Bu adam hayata isyan ediyordur, diye düşündüm. Yanına yaklaştım, baktım adam şarkı söylüyor. Adamın dış dünyası çöplük, iç dünyasında bağlar bahçeler... İntihar edenlerin ekserisi sağlıklı kimselerdir. Sakatlardan intihar edenler çok azdır. Sakatın dış dünyası zor, ama iç dünyasına Allah, cennet havası vermiş. Çok iyi durumda olduğunu zannettiklerimiz, çok zor şartlar içinde yaşamaktadırlar. Hastaneye gelmişti. Giydiği elbise ve ayakkabı, belki araba değerindeydi, kral gibi dolaşıyordu ortalıkta. Fakat midesinde dermansız bir dert varmış. Belli etmemeye çalışıyordu, ama bir simidi rahatça yemeye hasret kalmıştı. Bu zamana kadar benim yanıma gelip hiç derdim yok diyenlere karşılık, içimden demişimdir ki, “Derdi bekle. Geliyor!” Dertler, felaketler, sıkıntılar havada uçuşan kuş gibidir. Allah ona der ki, “Git şunun başına kon.” Dert o insana gider konar. Herkes şaşırır. “Yahu bu adamın hiç bir sıkıntısı yoktu. Nereden geldi bu dertler?” Delikanlı askere gider. Onun elbisesini, yiyeceğini, her türlü ihtiyacını o gence devlet temin eder. Çünkü o, asker olmuştur. Askeriyede talim yaparken o genç, çamurlara atlar, mevziye yatar, koşar, yorulur. İşte nasıl ki, o askerin başına iyi haller de kötü haller de gelirse, aynı şekilde Allah’a asker olanlar bazen sefa sürer, bazen dert çekerler. Hayatımız sıkıntıyla ferahlık iplikleriyle örülmüştür. İman, tuba çekirdeği hükmündedir. Hangi kalbe girerse orada cennet havası meydana getirir. Bir çuval fasulye vardı. Köylü, çuvalın içinden bir fasulyeyi aldı, toprağa gömdü. Fasulye lisan-ı halle dedi ki: “Sen ne zalim adamsın. Ben çuvalda rahat- rahat yaşarken, aldın beni, çamura gömdün! Merhamet et. Çürüyorum. Çok zor durumdayım” Fasulye bu lafları sayarken, filiz verdi. Filiz toprağın içinden yukarılara çıktı. Yaprak verdi. Çiçek açtı. Fasulyeyi yiyen insanlar “Elhamdülillah!” diyerek şükretti. Fasulye zamanla anladı ki iyi ki toprağa gömülmüş. İnsanlar aceleci. İstiyorlar ki istekleri hemen olsun. Halbuki istekler ve artan acılar sayesinde İlahi kapıya daha da yaklaşırız. Bu yakınlaşma duadır. Bir sıkıntı anında yapmamız gereken, Allah’a sığınmaktır. Hayat Allah’ın istediği gibi gider. Cüz’i iradenin kadere etkisi var mıdır, diye sorulacak olsa, evet vardır. Kader değişir. Dua eden bilsin ki, duasını işiten var. Ve duasına muhakkak cevap verecek. İnsanlar, olayların gizlediği hakikatleri anlayamayabilirler. Anlamayınca da yanlış yorum yaparlar. Hiçbir şey İlahi plan ve programın dışına çıkamaz!
Aldatan bizden değildir!
Evet, aldatan bizden değildir. Ama hangi manada aldatan? Hemen ifade etmeliyim ki, hangi manada olursa olsun aldatan bizden değildir.
Hatta aldatmaktan Müslüman o kadar çekinip kaçınmalıdır ki, gerekirse aldanmayı dahi göze almalı, fakat aldatmaya asla razı olmamalıdır.
Aldatarak kul hakkı yüklenmenin kötü sonucundan dolayıdır ki bazı maneviyat büyükleri: Biz aldanırız fakat aldatmayız! diyecek kadar aldatmaktan kaçınma mecburiyeti hissetmişlerdir.
Allah Resulü Efendimiz (sas) ucuz malı pahalı fiyatına, defolu malı defosuz yerine satan bir satıcıyı görünce bu konudaki kitaplık çaptaki ikazını şöyle yapmıştır:
- Aldatan bizden değildir!
Bu ikazın ağırlığını anlayan okuyucum:
- Hangi malda aldatan bizden değildir acaba, diye sorma gereği duymuş?
Hemen ifade etmeliyim ki, yeri, zamanı, cinsi yoktur aldatmanın. Müslüman hiçbir yerde, hiçbir zaman, hiç bir şekilde aldatmaz! Hatta, aldanmayı göze alır, yine aldatmaya tenezzül etmez.
Şayet, helal kazancına haram karıştırmak istemiyorsa, çoluk çocuğunu, aile efradını haram lokmayla besleyen hayırsız aile reisi durumuna düşmekten titriyorsa tabii…
Hatta Müslümanlar aldatmaktan öylesine uzak durmalı ki: Muhatabım Müslüman’dır, öyle ise beni aldatmaz!.. diyebilmelidir insanlar.
- Müslüman pazarda malın sağlamını öne, çürüğünü de arkaya dizerek, müşterisini aldatmaz diye düşünebilmelidir müşteriler.
Nitekim Medine pazarında gezerken sattığı malın görünen kısmı ile görünmeyen kısmı aynı olmadığını anlayan Efendimiz (sas) Hazretleri, soruyor: Bu nedir böyle ey Allah’ın kulu? Malın üstü başka, altı başka? Görünen kısmında iyisi, görünmeyen kısmında ise başka türlüsü var? İşte bundan sonra tarihî ikazını yapıyor:
- Aldatan bizden değildir!
Malın üstü nasılsa altı da öyle olmalı, önünde ne varsa arkasında da aynı olmalıdır. Alıcı sonunda bir aldatma ile karşılaşmamalı, Müslüman aldatmaz diye emin olmalıdır.
Tezgâhın önünde dizili mallar cazip görüntüde. Ancak arkasındakilerin kimi çürük, kimi ezik, kimi de ham... Size öndeki sağlam ve olgunlar gösterilmekte, poşete arkadaki çürükler, ezikler, defolular sıkıştırılmakta, eve gelip de masanın üzerine boşaltınca aldatıldığınızı anlamakta, üzülmektesiniz. Tabii sizin içinizde bir aldatılmışlık hissi, aldatanın içinde de bir kurnazlık, akıllılık duygusu. Hani nerede kaldı o müthiş ikaza uymak:
-Aldatan bizden değildir!
İsterseniz bu ikaz, Resulüllah’a gerçek manada ümmet olanlarda nasıl etki yapıyor, ne türlü bir dikkate vesile teşkil ediyor, bir de onu görelim.
İmam Azam Efendimizin giyim eşyası sattığı dükkânında çalışan tezgâhtarı, sattığı elbiselerin parasını patronuna teslim ederken bir defolu takımı da defosuz elbise içinde sattığı anlaşılıyor. Kusurlu malın kusursuz mal fiyatına satıldığını anlayan Hazret-i İmam, fazla parayı elinde yılan, akrep tutar gibi tutarken: Çabuk diyor, malı sattığın müşteriyi bul, aldığın fazla fiyatı özür dileyerek sahibine iade et ve helallik dile! Yoksa ben şu anda müşterisini aldatan Müslüman gibi hissetmeye başladım kendimi. Tezgâhtar Yunus bin Ubeyd, Kufe sokaklarında koşar adımlarla müşteri arar ve nihayet bulur, aldığı fiyat fazlasının yeni farkına vardığını anlatarak hemen iade eder. Bundan sonra rahatlayan İmam da son ikazını yapar:
-Bir daha ucuz malı pahalı mal fiyatına satma yanlışlığı yapar da, müşteriyi aldatma hatasına düşersen, seni bu tezgâhta tutmam mümkün olmaz, bunu böyle bil!
Bundan dolayı İslam’ı geriden seyreden tüm insanlara bir daha tekrar ediyoruz ki: Bilerek aldatan bizden değildir!.. Şefaate layık ümmetten sayılmazlar. Bu böyle bilinmeli, aldatan Müslüman’ın yanlışı İslam’a değil o Müslüman’ın şahsına mal edilmelidir.

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin