Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpgEy güzeller güzeli! Biz, çirkin bir asrın insanı olduk; güzelliğinle kurtulmaya ihtiyacımız var. Himmet et bize, yetiş bize, nurundan nur ver bize. Sen ki, batmış ve insanlıktan çıkmış bir Ortaçağ’ın Güneşi oldun. O kaba sabalara öyle acıdın, onlar için öyle çırpındın ki, Rabbin de sana acıdı, kıyamadı da, “Yeter artık, iman edip kurtulmayacaklar diye kendini helak edeceksin” buyurdu. Sen, imansızlık dehşetine karşı inanılmaz bir mücadele içindeydin. Kutlu vazifenin öyle bilincindeydin ki, onlar da Yüceler Yücesini bulsunlar, bilsinler, kurtulsunlar istiyordun.

Derdin, düşüncen, meselen buydu. Hiç bir vurdumduymazlık, düşmanlık ve acımasızlık durduramamıştı seni. Biz ise Ya Resulallah, öz çocuklarımıza, ailemize ve en yakınlarımıza bile böyle acımadık. Hatta kendi nefsimizi bile ihmal ettik. Kafamız ve kalbimiz gafletten beslendi, rehavete düştük, tembelleştik, miskinleştik. Bize, bütün yeryüzünden sorumlu olduğumuzu öğretmiştin ama biz evimizin, yuvamızın mesuliyetini bile yüklenemedik. Kat kat gaflet sardı bizi. Meğer Seni kaybeden, her güzelliği kaybedermiş. Biz de Zat’ından uzaklaştıkça, uzaklaştık insanlıktan, ahlaktan, adaptan. Az gittik, birde arkamıza dönüp baktık ki, ileriye değil, geriye gitmişiz. Hem öyle gerilemişiz ki, Sen’siz bir Ortaçağ’ın karanlıklarıydı durduğumuz yer. Allayıp pullayıp bize bir Cahiliye dönemi sunmuşlar. Ama adı, çağdaşlıktı, ilericilikti, modernlikti.
Aldandık Ya Resulullah! Aldandık, bilemedik, anlayamadık, daha doğrusu nefsimize kandık. Kendi kendimizi kandırdık, “Elle gelen, düğün bayram sandık.” Meğer gelen matemmiş, yasmış, yasakmış Ya Resulullah. Ahiret çıktı gündemimizden, dünyamız da berbat oldu. Daha cehenneme gitmeden, cehennem azabını tatmaya başladık. Bu da hasta etti bizi Ya Resulallah! Adı bilinmedik hastalıklarla sarsıldık. Ama yine de uyanamadık, zehri zehirle kesmeye çalıştık. Şimdilerde anladık ki, ilacımız Sensin. Sensiz deva, şifa, tiryak yokmuş, Sensiz kendine gelmek, sensiz özüne dönmek, sensiz insan olmak, imkânsızmış. Bunu bildik Ya Resulallah!
Ve bütün mahcubiyetimize rağmen, evden kaçan bir çocuk gibi çaresiz, sana gelmek istiyoruz. Ama onu da beceremiyoruz. Tut elimizden, kolla bizi, kurtar bizi, her ne kadar layık olmasak da. Sen ki, küfür bataklığına boğazına kadar batmış olan Mekke müşriklerine merhametle yaklaşansın. Sen ki, yoluna kuyu kazanlara, üzerine pislik atanlara, iftira ve ithamın binini bir para edenlere bile, afla, bağışla, barışla karşılık verensin. Ve bu inanılamaz boyutlardaki güzelliğin sebebiyle, Rabbimizce övülen ve bize örnek gösterilensin. Hem de Rabbimizin katında öyle bir yücelmişsin ki, Yüceler Yücesi Seni kendi sıfatlarıyla anarak kutlamış “Ey Resulüm! Sen Rauf ve Rahim’sin. Eğer Sen şefkat kanatlarını o kaba ve katı insanların üzerine sermeseydin, onlar senin etrafında toplanmazlardı” buyurmuş. Ya Resulullah! Biz eşimize ve evladımıza bile ‘Rauf ve Rahim’ olamıyoruz. Onları bile, gereği kadar sevgiyle kucaklayamıyoruz. O güzel, o derin, o temizlik timsali gönlünden bir kıvılcım olmazsa; biz, sevgi yetimi ve şefkat öksüzü olmaya devam edeceğiz. Ya Resulallah!
Senin gizli ve açık düşmanların cirit attı dünyamızda. Boylarına postlarına bakmadan, seni o ulaşılmaz tahtından indirmek istediler. Arşa hırladılar yani. Ama Güneş balçıkla sıvanamadı. Yürekler Sen’siz doyurulamadı. Yüzler, sarhoşluk dışında güldürülemedi. İnsan, insanın kurdu oldu. Beşer (insan) yırtıcılıkta vahşi hayvanları bile utandırdı. Üç kuruş uğruna, anasına, babasına, evladına kıydı. Ya Resulal lah! Senin asrındakiyle hiç kıyaslanamayacak kadar kan döküldü çağımızda. Dünya, avuç kadar küçüldü; dökülen kan her yerden görüldü. Ama biz o kanları kanıksadık. Dindaşlarımıza ait olsa bile, o vahşeti seyrede seyrede yedik, içtik, güldük, yatıp uyuduk; zevk ve lezzetlerimizden en ufak bir taviz vermedik. Uyutulduk Ya Resulallah uyutulduk, kocaman beşiklerde sallana sallana uyutulduk, derin gaflet uykularına daldık. Gafletimizin horultusu bütün sesleri bastırdı.
Ahlak, etik oldu da kovuldu dünyamızdan. Hırsız, hortumcu; eşkıya, malı götüren; Arsızlık, hayasızlık, edepsizlik eğlence namını aldı. Ya Resulallah! “Ben, güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyurdun. Ve bu gelişin hakkını eşsiz bir biçimde verdin. O gün, bu gün, yeryüzünde güzel ahlak adına, hatta güzellik namına ne varsa, Sen’dendir. Senin güzel gönlünün yansıması dışında, insanlığın nasibi sadece çirkinliktir. Maddenin, benliğin, bencilliğin kıskacında, ruh ve mana buharlaştı, vicdanlar taşlaştı. Cahillik, seviyesizlik, ilkellik, medeniyet maskesini taktı.
İnsafsızlık, hukuksuzluk adalet oldu. Edepsizlik, normalleşti. İnsan görüntüsündekiler, utanmaktan utandı. Bu yüzden, güzel gönlüne her zamankinden daha çok muhtacız Ya Resulallah! Sana muhtacız. Güzeller Güzeli, güzel gönlünden bir kıvılcım, bizi kendimize getirebilir. O tarifsiz ve muhteşem sevginin bir zerresi, bizi sevginin rengine boyayabilir. Çünkü çok hasret kaldık sevgiye, şefkate. Sevmeyi bilemesek de özeniyoruz, sevenlere imreniyoruz, sevmeye yelteniyoruz; hiç değilse sevgiden yanayız. Ama yüreğimiz tozlu, paslı, puslu; o kutlu nefesini bekliyoruz. Himmetine intizardayız. Dardayız Ya Resulallah, dardayız.
Yürekler daralınca, geniş evler dar oldu, bencilliğimiz misafire yer bırakmadı. Geniş geniş yollardan, içimizi daraltan yerlere varıldı. Hızlı araçlar, günaha, isyana, maddeye taşıdı yüreksiz bedenleri. Artık, günlerce süren yolu, yaya yapıldak dost uğruna kat edenler kalmadı. Böylece, anladık ki Ya Resulallah; gönüllere ya Sen hâkimsin, getirdiğin Kelamullah’la. Ya da, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler hakim, nefsani ve şeytani kışkırtmalarla. Biz arada kaldık. Ya Resulallah!
Bir Sen’den, bir nefisten yana sallanıp durduk. Hayırda sabitkadem olmak için, himmetini isteriz; şefkat ve şefaatini dileriz. Biliyoruz ki, tebliğ ettiğin Kur’an, Müminler ancak kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin” buyurdu. Ama biz kardeşleşemedik. Olmadık sebeplerle birbirimizi kırdık. Aynı imanın bağlıları, ayrı davalar peşinde koştuk. Birbirimize yabanileştik, düşmanlaştık. Haddi aştık. İşte bu sebeple Ya Resulallah! Kadim can düşmanlarını bile kardeşleştiren, Muhacirle Ensarı emsalsiz bir samimiyetle kucaklaştıran yüreğine çok muhtacız. Sen ki, barışı, anlaşmayı ve dostluğu esas aldın. Ayrı kökten ve milletten, değişik inançtan gelenleri bile dışlamadın; tam aksine barıştırdın, kaynaştırdın, anlaştırdın. “İnsan, ya imanda kardeşiniz, ya da yaratılışta bir eşiniz” anlayışını yerleştirdin. İnsanı, hazreti insan makamında gördün de, saldıran düşmanlarını bile düşündün; savaşı da güzelleştirdin. İnsanlık savaş hukukunu, yani düşmanı bile insan olarak görmeyi, Sen’in uygulamanla öğrendi. Sen savaşa dahi düzen ve vicdan getirdin ama biz barışı bile sevgisizleştirdik.
“Sevdiğinizi söyleyin” buyurdun, muhabbet artsın diye. Kendimiz için istediğimizi, Mümin kardeşlerimiz için de istemeyi öğrettin. “Mümin sever ve sevilir; sevmeyen ve sevilmeyen Müminde hayır yoktur” dedin. Biz ise, hayırsız mümin olmaktan gereği kadar sakınamadık. “İman etmedikçe kurtulamazsınız; biri birbirinizi sevmedikçe de, iman etmiş olmazsınız” diye ikaz ettin. Ama biz aldırmadık Ya Resulallah! Emrettiğin gibi sevgilerimizi değil, kinlerimizi söyledik. Evet, Ya Resulallah, utanarak itiraf ederiz ki, biz sevemedik Rabbimizi, Seni, birbirimizi. Zaten sevginin sahibi sevilmeyince, yarattıkları sevilebilir miydi? “Beni seviyorsanız, Resulüme uyun” buyurmuştu Yüceler Yücesi, ama buyruklar kitapta kaldı. Kitap da güzel kılıflar ve kaplar içinde duvarlardaydı.
Sevgi kıblesini şaşırdı; sevilmesi gerekenleri sevemeyince, yabana, gayrıya, ayrıya, aykırıya kaydı. Gönül verdiklerimiz, bizi yabanileştirdi, dünyevileştirdi, özümüzden kopardı. İnsanca yaşama yolu olan yolundan uzaklaştırdı, yolsuzlaştırdı. Şairimiz, “Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya!” diye feryat edeli, onlarca yıl oldu. Ama bizim kulaklarımız, başka seslerdeydi. Yüreklerimiz başka esintilerle çölleşti. Ya Resulallah!
Biz Senden ve yolundan uzaklaştık ama çok iyi biliyoruz ki, Sen bizden ümidi kesmedin. Birimizin topuğuna batan diken bile, Senin o pak ve masum ruhunu incitir. Perişanlığımız üzer. Seni, mutluluğumuz sevindirir. Şefkat ve şefaatinle, inşallah, Seni sevindirecek işlerimiz çoğalır da, layık oluruz ümmetin olmaya. Ümmetin olalım Ya Resulallah! Zira ümmetin olamadığımız zaman illet oluyoruz, dertleniyoruz, tükeniyoruz. Seni kılavuz yapmadığımız yerde, hep burnumuz sürtülüyor, sürünüyoruz, püskürtülüyoruz. Perişanlık yakamızı bırakmıyor. Ya Resulallah, “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emr-i İlahisi gelince, saçlarına ak düşürmüştü Senin. Biz ise, güvenilir Muhammed’in güvenilmez ümmeti olduk da, hep kaybettik. Şefkat ve şefaatinle, yeniden Güvenilir Muhammed’in güvenilir ümmeti olmak istiyoruz. Ya Resulallah, Senden olmak, Seninle olmak, sevginle dolmak istiyoruz. Layık olmadığımızı bile bile bunu istiyoruz. Himmetini, şefkatini, şefaatini esirgeme bizden. Değil mi ki, şefaatini ümmetinin günahkârları için sakladın. Biz de o günahkârlardanız Ya Resulallah, biz de. Hak etmediğimizi bile bile umuyoruz, bekliyoruz, ümitleniyoruz.

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin