Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpgSevmek, sevgiyle yaşayabilmek; ömrümüz boyunca sahip olduğumuz cevherlerdir. Sevgi etrafındakiler için aydınlatan bir ışık, yıkayıp arındıran bir Rahmet, besleyip büyüten bir gıda, kazandırıp zengin eden bir sermaye demektir. Sevgi; ilahi bir tılsımdır. Girdiği her yere inanmayı, güvenmeyi, yardım etmeyi ve hoşgörüyü getirir. Sevgiyle yola çıkan her yolcu; engelleri aşar. Menzillere ulaşır. Aradığını bulur. Sevgi; bütün güzelliklerin tohumudur. Bizler sevgi dolu yüreklerle, tebessümlerle çevremize sevgi ışıkları saçarsak bizim bir sevgimiz bin sevgilere gebe kalır inşallah. Sevgi fidanları büyüyüp muhabbet çınarları yetişir. Kökü sevgiyle beslenmiş gövdesi muhabbetle sulanmış bu çınarlar ise kolay kolay devrilmez toplumlar oluşturur. İlahi vuslatlara ererler. Sevmek gönül işidir, sevmek her kişinin değil, er kişinin hakkıdır. Seven kişi her olaya sevgiyle, merhametle bakar. Her şeyde sevilebilecek bir güzellik görür. Hatta en çetin imtihanlar en zorlu kişilerde bile bunu “Vedud olan Rabbim yarattı. O sevgi kaynağının yarattığı varlık nasıl kötü olabilir? Nasıl sevilemez” diye merhamet eder. Ve her şeyi sever. Sevdiği için de Hz. Hamza’nın ciğerini vahşice parçalayan Vahşi gibi tövbe edip birer sevgili olmaya ant içen yürekler çoğalır. Sevmeyenler ise yaşamayanlardır. Onlar ölü kalplerdir. Hayatı anlamsız ve tatsız duygularla bitkisel hayatta yaşarlar. Gönüllerinde sevgi yerine menfaat, kin, hırs, nefret beslerler. Bunun için de bulundukları ortamlarda anarşiye ve bunalıma düşerler. Etrafındaki en yakın insanlarla bile çatışma içindedirler. Yürekleri sevgiden mahrum oldukları için de hiç bir zaman güzellikleri göremezler. Nimetlere ulaşamazlar. Devamlı kısır dünyalarında egoistçe yaşarlar. Sevgiyle yaşayarak, birer sevgi insanı olabilmek en çok özlenen şeyler. Bizler bir tebessümün dilencileri, bizler bir selama hasret apartman dairelerinde yaşarken sevgiyi yok ediyoruz. Sabahleyin bir telaşla evden çıkarken “Hayırlı sabahlar”, akşamleyin eve yorgun ve düşünceli dönerken “iyi akşamları” bile esirgiyoruz etrafımızdan. Kapitalist sistemin yorgunları ise komşu gezmelerini, arkadaş sohbetlerini akraba ziyaretlerini zaten bitiriyor. Ya ömrümüz; günlük telaşeler, bitmeyen eksiklikler ve ulaşılamayan hayallerle tükenip, gidiyor. Peki, bu kadar gel-gitten sonra şu kısacık dünyada mutluluğu doyasıya yaşayabiliyor, her baktığımızda güzellik görebiliyor muyuz? Yoo, hayır. Çünkü derinleşiyor, çünkü insanların ruhları aç, gönülleri sevgisiz. Evimize gelen ekmekler muhabbetsiz. Memur işyerinde sevgisiz, stresle çalışıyor. Esnaf çarşıda sıkıntılı, öfkeli, sokaktaki insanlarımız patlamak üzere olan birer bomba. Aileler evde birbirinden habersiz, sevgisiz. Ve hayat hep yarınlar için tatsız, tuzsuz bir kovalamaca. Çünkü mutluluklar selamla başlar. Muhabbetle devam eder. Paylaşıldıkça artar. Kenetlendikçe yoğunlaşır. Herkesi ama Rabbimin yarattığı herkesi istisnasız sevmeli, tanıdıklarımıza ‘Seni seviyorum’, bunun için de arıyorum, önem verip ziyaretine geliyorum, seviyorum, sevdiğim için de seccademde oturup Ganiyy olan Rabbimden isterken senin içinde istiyorum” desek, hastalandığında biz de onunla ağrı çeksek, işleri bir ucundan biz de tutsak. Mutlu olduğunda tebessümümüzle katkıda bulunsak, zor anlarında yemeğimizi onlarla bölüşsek herhalde hayat bir başka olurdu. Söyleyin bana Hz. Ali gibi sevdiğimiz için ölüm döşeklerine yatabiliyor muyuz? Hz. Ebu Bekir gibi yılan deliklerini ayağımızla tıkayabiliyor muyuz? Ensar gibi kardeşlerimiz için evimizin yarısını, aşımızın tamamını verebiliyor muyuz? Yunus’un deyimiyle “Ol dost için ağıları şeker gibi yutabiliyor muyuz?” Varımızı yoğumuzu bir gönül karşılığında kıyabiliyor muyuz? Yoksa sevgi mağdurları olarak sevgisiz, aşksız, muhabbetsiz, “Bunlar olamaz mı” diyoruz? Ama büyük bir yitiğimiz de var. Sevgi, muhabbet, samimiyet… Sevginin tadını doyasıya yaşamış Mevlana’mız da öyle söylemiyor mu? “Altın ne oluyor? Can ne oluyor? İnci mercan da nedir? Bir sevgiye harcanmadıktan, bir Sevgiliye feda edilmedikten sonra” Niye herkesi gönülden sevip, sevginin yollarına dökmüyoruz her şeyleri… Hele bir verelim sadakaları tebessümlerle. Niye Efendimiz (sav) ısrarla “Sevdiğini sevdiğine söyle” diye nasihat etmiş. Belki de sevgiler ortalara dökülsün, konuşulsun. Çağlayanlar gibi coşsun, diye.
Selam ve dua ile…

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin