Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpgKurban Arapça bir kelime olup sözlükte; bir şeye yaklaşmak ve yakın olmak demektir. Dinî terminolojide ise; kendisiyle Allah’a yakınlık sağlamak üzere ibadet amacıyla belirli zaman diliminde belirli cinsten ve usulüne uygun olarak kesilen kurbanlık hayvanı ifade eder. Bunun fıkıh kitaplarındaki karşılığı “Udhiye”dir. Hemen hatırlatalım ki kurban; tarih boyunca bütün semavi dinlerde ortak bir hüküm ve ibadet biçimi olarak yer almıştır. İslam dininde de; hali vakti yerinde olan müminlerin Kurban Bayramı günlerinde bu dinî görevi yerine getirmeleri emredilmiştir.

Ayrıca hac ibadetini yapmak üzere kutsal topraklara giden müminler de kurban ibadetini haccın bir dinî vecibesi olarak ifa etmektedirler. Buna, “Hedy” veya şükür kurbanı denir. Temettu veya kıran haccını yapanlar Allah’a şükür amacıyla bu emri yerine getirmektedirler. Hacda kesilen bu kurbanların etleri, öncelikle harem bölgesi ve çevresinde bulunan muhtaç insanlara dağıtılmaktadır. Son 25 yıldan bu yana kurban etlerinin artması üzerine İslam Kalkınma Bankası aracılığı ile kurulan modern ve sağlıklı kesimhanelerde, hazırlanıp paketlenerek yardıma muhtaç yerlere gönderilmektedir. Bir yandan kurban etlerinin değerlendirilmesi diğer yandan da mağdur ve açlık içinde yaşayan insanlara bu yardımın ulaştırılması önemli bir fırsattır. Bu projenin hayata geçirilmesinde de ülkemiz adına Başkanlığımızın önemli katkıları olmuştur. Halen Diyanet İşleri Başkanlığımız, her yıl hacılarımızın kesecekleri kurbanları, organize ederek toplu halde İslam Kalkınma Bankası aracılığı ile değerlendirmektedir.
Esas itibarıyla kurban ilk kez; Allah’a yaklaşmanın ve rızasına uygunluğun bir işareti olarak Hz. Âdem ile iki oğlu döneminde ortaya çıkmıştır. (Maide, 27) Böylece diğer ilahî dinlerde de kurban; mali ve sosyal içerikli ibadet şeklinde meşru kılınmıştır. Daha sonra kurban konusunda en büyük sınav, Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail arasında geçmiştir. İnsanlık tarihinde bu kadar iz bırakan kurban konusu Hz. Muhammed (s.a.s.) döneminden itibaren kitap ve sünnete dayanan bir ibadet halini almıştır. Bu durumda kurban sadece bir hayvanın kesilmesi olayı değildir. Nitekim bu kuralın dışında her gün nice hayvan kesilmektedir. Şüphesiz ki bu kesimler bizim konumuzun dışındadır. Bunlar, kurban olarak isimlendirilemez. Çünkü kurban; sadece Allah’a karşı bağlılık, şükür ve teslimiyet amacıyla yapılır. Bu nedenle Kur’an-ı Kerim de, kurbanın bir ibadet olarak bütün milletler için meşru kılındığını haber vermektedir: “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine O’nun adını anarak kurban kesmesini meşru kıldık.” (Hac, 34)
Kurban Dua ve Paylaşmaktır
Her insanın kendisine verilen sayısız nimetlerden dolayı, Yüce Rabbine karşı bir şükür borcu vardır. Belki de kurban, bu sorumluluğu yerine getirmek ve O’nun sevgisini kazanabilmek için bir vesiledir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bayram günlerinde namazdan sonra hali vakti yerinde olan müminlerin bu ibadeti yerine getirmelerini teşvik etmişlerdir: “Âdemoğlunun bayram günü yapacağı ilk görev, bayram namazını kılmak, sonra kurban kesmektir.” (Buhari, Edahi, 1)
Evet, kurban bir nebze de olsa ihtiyaç sahiplerini sevindirmek ve onları hatırlamaktır. Allah’ın bize verdiği nimetleri fakir ve yoksullarla kardeşlik duyguları içinde paylaşmaktır. Samimi bir duygu, dua ve takva ile O’na ulaşmaktır. Gerçekten kurban; bizi yoktan var eden, yaşatan, sonsuz nimetleriyle donatan Allah’a yaklaştırır. Çünkü O’nun rahmeti ve ilmi, evreni kuşatmıştır. Nitekim Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail de kurban sayesinde Allah’ın emrine teslim olup boyun eğmişlerdir. Yüce Allah samimi bağlılıklarından dolayı onları övmüş ve bu örnek davranışın karşılığında mükâfatlandırmıştır. (Saffat, 102-110) İşte o gün bugündür durumu müsait olan müminlere bu görev, bir imtihan olarak verilmiştir: “Şimdi sen Rabbin için kulluk et ve kurban kes.” (Kevser, 2)
Hz. Peygamber (s.a.s.) de, kurban günlerinde iki adet kurban kesmiştir. Onları incitmeden kıbleye doğru yöneltmiş ve şu duayı yapmıştır: “İbrahim’in dininde bir muvahhit olarak yüzümü, yerleri ve gökleri yaratan Allah’a çevirdim. Ben, müşriklerden değilim. Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hiçbir ortağı olmayan ve âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Ben, bununla emrolundum. Ben Müslümanlardanım! Ey Allah’ım; (bu kurban emri bize) sendendir ve senin rızan için (kurban ediyoruz). Ey Allah’ım! Bunu Muhammed’den ve Muhammed ümmetinden kabul buyur. Sonra Bismillahi, Allahüekber..” diyerek hayvanı kesmişti.
İslam, şefkat ve merhamet dinidir. Bu nedenle kesilecek kurbanlık hayvan incitilmemelidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.)’in bu konudaki uygulamaları da bize ışık tutacak niteliktedir. Buna göre; Yüce Allah, her şeye güzellikle yaklaşmayı murat etmiştir. Kesilecek hayvan için önceden hazırlık yapılmalıdır. Zira İslam, yapılan işlerin ve ibadetlerin “güzellikle” yerine getirilmesini arzu eder. Buna göre; kurbanlığı bekletmemek, incitmemek, bıçağı keskin hale getirmiş olmak, onu kendisine göstermemek, kesim yerine eziyet vermeden götürmek, yavaşça yatırmak, mümkünse altına yumuşak şeyler sermek, bıçağı süratle çalmak, kesim bitince tamamen ölmeden derisini yüzmemek ve başka bir hayvanın gözleri önünde kesmemek tavsiye edilmiştir.
Kurban Sosyal İçerikli Bir İbadettir
Kurban; Allah’a yaklaşma arzusu ile yapılan mali ve sosyal içerikli bir ibadettir. Az önce ifade edildiği gibi Hz. İbrahim ile Hz. İsmail’in Allah’a karşı verdiği sınavın hatırasını tazelemektir. Aynı zamanda bu ibadetin ruhuna uygun olarak Allah’ın emrine boyun eğmek ve kulluk bilincini yenilemektir. Diğer taraftan kurban kardeşlik, yardımlaşma ve dayanışma ruhunu canlı tutar. Sosyal adaletin gerçekleşmesine katkıda bulunur ve malını başkasıyla paylaşma imkânını verir. Kim bilir, bir taraftan aylarca et ve protein alamayan kardeşlerimize yardım elini uzatmaya vesile olur. Diğer taraftan da Kur’an-ı Kerim’de ifade edildiği gibi kesen kişi kurbandan elde ettiği manevi ecir ve samimiyetle Allah’ın rızasına ulaşır: “Onların (kurbanların) ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır, fakat O’na sadece sizin takvanız (samimiyetiniz) ulaşır.” (Hac, 37).
Hz. İbrahim'in (a.s.) peygamberliği, İslâm peygamberi Hz. Muhammed (a.s.m.) insanlık ve peygamberlik zincirinin ilk halkası Hz. Adem (a.s.) gibi bütün insanlığı etkilemiş, insanlık ve İslâmlık şahs-ı manevisinin tarihî ve manevi gelişiminde önemli bir dönüm noktasının temsilcisi olmuştur. Onun ve ailesinin yaşadıkları bütün insanlık için manevi alemlere açılan bir pencere hükmüne geçmiş ve mülk boyutunda Hz. Adem'in (a.s.) melekût boyutunda Hz. Muhammed'in çekirdeği olduğu, fihristeliğini yaptığı şecere-i hilkat ya da İslâmiyet'in akis hali olması gereken insaniyetin kolektif şuurunda derin izler bırakmıştır. Hz. İbrahim ve ailesinin yaşadıkları onların, dolayısı ile bizlerin ve bütün insanlığın Rabb-i Rahim'lerine, Hâlık-ı Kerim'lerine yakınlaşma yani bir akrebiyet-i ilâhiye serüvenidir. Yaratılış gayemizin hayat serüveninin nihai meyvesinin ortaya çıkış hali olan bu durum, asırlardır tekrar sembolize edilip yaşanmaktadır.
İnsanlık sembolik de olsa Yaratıcısına, Mahbubuna yakınlaşma serüvenini her yıl tekrarlamaktadır. Bu yüzden bir yıllık süre içinde Ramazan ve Hac dönemlerinin ayrı bir coşku ve heyecanı vardır. İnsanlık ve İslâm âlemi Rab'lerine kavuşmanın heyecanını büyük bir coşku ile yaşar, Mahbub-u Ezeli'nin aşkı ile yanıp tutuşmanın ve bu hal ile bir pervane gibi Kâbe güneşi etrafında dönmenin sıcaklığını iliklerine kadar hissederler. Muhabbet halka halka olur, sevgi yumaklaşır ve Kâbe etrafını saran insan helezonu ve sevgi sarmalı kalplerden bütün insanlığa, dünyaya ve kâinatın tamamına uzanan bir sevgi yumağına dönüşür. Bu muhabbet serüveninin sonu, coşkulu halin sonu çetin bir imtihanın sembolize edildiği halin yaşanması ile biter. Bu imtihanı en çetin şekli ile Hz. İbrahim (a.s.) yaşamıştı. Çöllerden, ateşler içinden, susuzluktan geçen bir serüvenin sonunda "salihlerden olacak bir evlât" niyazı ile Rabb'ine yönelmişti. Rabb'i yıllarca süren bekleyişin ardından Kur’an’da "İşte o zaman biz onu uslu bir oğulla müjdeledik" saffeti hitabıyla niyazını işittiğini ve kulunun farkında olup onu sevdiğini ifade ediyor. Ancak sevginin asıl kaynağı, sevmeyi veren ve sevenlerin sevgisi ile seven, sevdiğini hissettiren Mahbub-u Mutlak bunun şuur sahipleri ayinesinde ne ölçüde makes bulduğunu görmek istiyor. Bu sonsuz sevgi karşısında onlar nelerini feda edebiliyorlar, görmek istiyor. Kaç tanesinde eşini ve çocuklarını kaybettiği halde, pervasızca Resulullah'ı soran, mal, mülk ve evlâttan geçip Allah ve Resulünün aşkı ile yanan annenin hali var diye imtihana tabi tutuyor. Nefis ve mallar, ene ve tabiat gibi kesretin, mülk boyutunun şekillendirdiği haller, mana-i harfi ile Sani-i Hakiki'lerini işaret etmek yerine, kendi başlarına bir değer gibi ayinelik değil gölgelik, perdelik edip mana-i ismi ile algılandıklarından, şuur sahipleri böyle bir imtihanla yüzleşiyorlar.
Esmanın eşyaya dönüştüğü, mücessem hâle geldiği tabiat ve benlik, en belirgin şekilde hayat etrafında şekilleniyor. Sanki kâinat çarkları, mülk kanunları hayatı etrafında dönüyorlar. Bu yönüyle hayat, mana-i harfi ile algılanmadığında bir tağuta dönüşüyor. Firavunlaşmış nefisler bazen, rahmet-i İlâhiye'nin önüne geçmiş gibi ifade edilen sevgi cümleleri ile Allah yolunda akıtılan kanı belki bu yüzden cinayet, katil olarak algılama ölçüsüzlüğüne ve ahmaklığına girebiliyorlar. Sanki hayat veren, idame ettiren Hayy-ı Kayyum değilmiş, O'nun merhameti ve sürekli inayeti olmaksızın hayat devam edebilirmiş gibi canlıları Malik-i Hakiki'lerinden korumak gibi ahmakça bir tavır sergileyebiliyorlar. Bu yönüyle kurban, gerçek sahibini unutmuş, gafleti Rabb-i Rahim'den bağları kopmuş gibi gözüken ene, tabiat gibi tağutların temerküz ve tecessüm ettiği hayatı, yani insanın en değer verdiği varlığı Allah yolunda feda etmek imtihanı. Nefis ve malların O'nun yolunda feda edilebildiğine, O'ndan geldiğine ve O'nun tasarrufunda olduğuna inancın sembolü, insanlar arası dayanışma, beslenme ile pek çok hayvanın insaniyet mertebesine yükselmesine hizmetin yanında kurban, kulluğun idrak edildiği, tekrar fark edildiği muhteşem bir an. Hayvanın boğazına sürülen bıçak aslında nefsimize, hevamıza, masivaya veya tabiata yönelik. Bütün bunları en parlak şekliyle temsil eden, hayatın mülke bakan yönünden melekût yönüne çevrilmesinin sembolik bir hali. O bedenden akan kanla birlikte şüphelerimizin, kinlerimizin, nefretlerimizin, siyahlıkların, ruhumuzdaki bütün kirlerin de akması gerekiyor. Hayy-ı Kayyum'un arzusu doğrultusunda en değerli varlığımız olan hayatımızın farazi olarak feda edilmesi ile O'na muhabbetimizin, O'nun için neleri feda edebileceğimizin bir göstergesidir. Bu sebepledir ki, Hz. İbrahim'in çetin imtihanı her yıl bütün müminler ve insaniyet şahs-ı manevisi tarafından yaşanır. O zat ki, Halilullahtır ve bunu yıllardır beklediği, canından çok sevdiği evlâdını Allah yolunda fedayı göze alarak, evlât sevgisinin Ona olan sevginin önüne geçmediğini göstererek ispat etmiştir. O evlât ki, öyle bir babaya lâyık olduğunu, Rabb'inin emri doğrultusunda canını tereddütsüz ortaya, başını bıçağın altına koyarak Mahbub-u Hakikiye olan sevgisinin nefsinden, hevasından, bedeninden ve babasından çok daha üstte olduğunu göstermiştir. Evet intihan çetin ve hayat zahiren çok tatlı. Hayatı, onu verenin yolunda O'na olan sevgimizin ifadesi olarak feda edebilmek çok zor. Cenabı-ı Erhamürrahimin'e hadsiz hamd-ü senalar olsun ki, değil hayatımızı, malımızı, mülkümüzü, heveslerimizi feda etmekte zorlandığımız bir alemde bizi evlâtlarımızla imtihan etmemiş. İnşallah, kestiğimiz kurbanlar, akıttığımız kanlar sembolize ettiği manaları yaşatır ve nefsimizi, hevamızı, tabiatı ve sebepleri terkin başlangıcı olur. Biliyoruz ki, evlâdımızı fedada zorlanacaktık. Biliyoruz ki, hayatımızı fedada zorlanacağız.
Ey Rabbimiz! Sen bizlere senin için sevme, senin için idraki nasip eyle. Kestiğimiz kurbanların nefsimiz, hevamız, tabiatımız ve masivanın senin yolunda terk edildiği idrak haline vesile olmasına yardım et. Senin yolunda olmayan sevgileri kalbimizden al ve senin sevginden başka sevgiye yer bırakma!
Kurban ibadetinin önemi
Yüce dinimizin bizlerden istemiş olduğu bütün ibadetlerde hem fert açısından hem de toplum açısından birçok yararları vardır. Namaz kişiyi ibadet şuuruna ulaştırırken bir yandan da Kuranın ifadesiyle namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Aynı şekilde oruç, zekât, hac vb. ibadetlerimiz şahsımıza birçok güzellikler kazandırmanın yanı sıra toplumun birlikteliğini sağlayan ve toplum dayanışmasını güçlendiren unsurlardır. Dini Bayramlarımızdan biri olan Kurban Bayramında kesmiş olduğumuz kurbanlarımızın da işte böyle bir fonksiyonu vardır. Bir yandan ibadet yapmanın vermiş olduğu sevap ve haz alınırken diğer yandan da toplumda bulunan ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçları aktarılması neticesinde toplum birlikteliği ve huzuru sağlanmaktadır. Diğer günlerde kendisinin etinden derisinden yararlanmak için kesilen hayvanlarla, kurban bayramında kesilen hayvanlar arasında elbette bir ayrım vardır. Kurban bayramında kesilen hayvanlar sadece kan akıtmak, ya da etinden yararlanmak için kesilmemektedir. Bu ibadeti sadece bu unsurlara indirgemek elbette yanlış olacaktır. Bu sebeple ibadetlerimizi yerine getirirken o ibadetin konulma amacına uygun olarak hareket etmeliyiz. Sözlükte “yaklaşmak, Allah’a yakınlık sağlamaya vesile olan şey” anlamına gelen kurban, dinî bir terim olarak, “ibadet maksadıyla belirli bir vakitte belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Arapça’da bu şekilde kesilen hayvana udhiyye denilir. Kurban İbadeti Yüce Rabbimizin Hz. Ademle başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan insanlığa emrettiği ibadetlerdendir. Nitekim Kuran-ı Kerimde bu hususa şöyle işaret edilmektedir. “Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!” Kur’an-ı Kerim’de insanlığın evveli olan Hz. Ademin iki oğlunun kurban adaklarından bahsedilmektedir. “(Ey Muhammed!) Onlara, Adem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak oku. Hani ikisi de birer kurban sunmuşlardı da, birinden kabul edilmiş, ötekinden kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen, “Andolsun seni mutlaka öldüreceğim” demişti. Öteki, “Allah ancak kendisine karşı gelmekten sakınanlardan kabul eder” demişti.” Yukarıda zikretmiş olduğumuz ayetler bizlere göstermektedir ki, Kurban ibadeti sadece bizlerin tarafından gerçekleştirilmesi emredilen bir ibadet değildir. Sevgili Peygamberimizde hadis-i şeriflerinde Kurban ibadetinin önemine şöyle dikkat çekmektedir. “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın “Ey insanlar, her sene, her ev halkına kurban kesmek vâciptir” “Bu günümüzde bizim için ilk yapılacak şey namaz kılmaktır. Ondan sonra evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim (böyle) yaparsa Sünnetimize uygun iş görmüş olur” Kurban, mali bir ibadet olmanın yanı sıra, kesilen hayvanların etlerinin ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması sonucunda toplum hayatını iyi yönde etkileyen bir ibadettir. Bu sebeple Kurban ibadetinin hem fert açısından hem de sosyal yönden birçok faydası vardır. Bu hususları sizlerle paylaşmak isterim. Kişi kurban kesmekle öncelikle Allah’ın emrine, Hz. Peygamberin sünnetine uymuş olur. Nitekim Kuran-ı Kerimde “Rabbin için namaz kıl kurban kes” buyrulmaktadır. Elmalılı Hamdi Yazır Tefsirinde bu ayeti şu şekilde izah etmektedir. “İhlas ile namaz, şükrün kalbi, lisani ve bedeni bütün çeşitlerini bir araya getirmekle beraber mali ibadeti kapsamadığından sadece namazla yetinilmeyip onunla beraber mali fedakârlıkla kurban keserek hayır yapmada emrolunmuş ve bu şekilde Hz. İbrahim’in sünneti olarak devam ede gelen Kurban bayramına da işaret buyrulmuştur.” Ayrıca yine bu sürenin tefsirini de şöyle ifade etmektedir. “Sana o Kevser’i verdiğimizden dolayı haydi sende Rabbinin bahşişine, vergisine hem bedenen hem malen her şekli ile şükretmek üzere Rabbin için ihlas ile namaz kıl, namaz kılmakla beraber kurbanda kes, o zaman böyle tevhit ve ihlas ile fedakarane, ibadet, kulluk ve çok hayır işleyerek nimeti anlat. Rabbinin sana olan ihsanının kesilme ihtimali yoktur.” Kurban kesmek kişinin samimiyetinin bir ifadesidir. Yaratanının istediği şeyi yerine getirmede samimiyeti ortaya çıkaran bir ibadettir. Bu sebeple, Kurban kesmek zekât ve fıtır sadakası vermekten daha fazla fedakârlık ifade eden bir ibadettir. Bugünkü kurban şeklinin ortaya çıkmasına vesile olan Hz. İbrahim kıssası buna en güzel örnektir. Kişi kurban kesmekle Hz. İbrahim’in göstermiş olduğu itaate kendisinin de hazır olduğunu simgesel bir davranışla göstermiş olmaktadır. Hz. İbrahim Yaratanına karşı bir söz vermiş ve bu sözün neticesinde kendisi imtihana çekilmiş, Hz. İsmail babasının vermiş olduğu bu sözü yerine getirmedeki samimiyetiyle imtihana çekilmiştir. Kuran-ı Kerim bu husus mealen söyle anlatılmaktadır. “İbrahim şöyle dedi: “Ben Rabbime (onun emrettiği yere) gideceğim. O bana yol gösterecektir.” “Ey Rabbim! Bana Salihlerden olacak bir çocuk bağışla.” Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik. Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi. Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim! Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.” Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık. İbrahim’e selam olsun. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o mümin kullarımızdandı.” Kurban sadece kanın akıtılması ve etin bu günlerde tüketilmesi anlamına gelmemektedir. Kurban ferdin Yaratanına karşı duyduğu takvanın işaretidir. Yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” Başka bir ayette ise mealen şöyle buyrulmaktadır “Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.” Ayet-i kerimeler bize, Allah’a ulaşabilmemizin ve O’na karşı takva sahibi olabilmemizin bir yolu olarak Kurbanı işaret etmektedir. Yüce Allah biz kullarına sayısız nimetler vermiştir. Kuran-ı Kerimde de nimetleri ne kadar saysak sayamayacağımız işaret edilmektedir. Bütün ihtiyaçlarımıza cevap bulabileceğimiz bu nimetler karşısında bize düşen ise şükürdür. Kurban kesmek suretiyle kişi, bedenen yapmış olduğu ibadetleriyle beraber mali ibadetiyle şükrünü yerine getirmektedir. İşte kurban, Allah’ın verdiği nimetlerinden dolayı kendisine gösterdiğimiz bir şükür ifadesidir. Yüce Rabbimiz kutsal kitabımızda şöyle buyurmaktadır. “Kurbanlık büyük baş hayvanları da sizin için Allah’ın dininin nişanelerin den kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar saf saf sıralanmış dururken (kurban edeceğinizde) üzerlerine Allah’ın adını anın. Yanları üzerlerine düşüp canları çıkınca onlardan siz de yiyin, istemeyen fakire de istemek zorunda kalan fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları böylece sizin hizmetinize verdik.” Kurbanın ferde kazandırdığı güzelliklerden biriside cimrilik hastalığından, dünyaya olan düşkünlüğünden korumasıdır. Nitekim kesilen kurbanların etlerini fakirlere ulaştırmanın verdiği zevk ve heyecan, kişiyi mala olan düşkünlüğünden korur. Yüce Rabbimiz “İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz. Ama içinizden cimrilik yapanlar var. Kim cimrilik yaparsa ancak kendi zararına cimrilik yapmış olur. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, siz ise fakirsiniz.” buyurarak bizi Kendi yolunda harcamaya davet etmekte ve cimrilikten sakınmamızı emretmektedir. Sevgili Peygamberimizde bir hadisinde cimriliğin zararını şöyle ifade etmektedir “Cimrilikten sakının; Çünkü cimrilik, sizden önce geçenleri helak etmiş, onları kan dökmeye ve haramı helal görmeye sevk etmiştir.” Zekâtta olduğu gibi Kurban ibadetini diğer ibadetlerden ayıran bir özelliği vardır. Kurban İslam’daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en güzel örneklerinden biridir. Her gün kesilen binlerce hayvanların etlerini daha çok mali gücü olanlar tüketmektedirler. Özellikle et alma imkanı bulamayan veya çok sınırlı olan aileler Kurban Bayramında kesilen hayvanların etleri sebebiyle hem kendilerine hem de çocuklarına bu lezzeti tattırma imkanı bulmaktadırlar. Bu sebeple Yüce Dinimiz, Kurban bayramında kesilen kurban etlerini üç bölüme paylaştırarak, bir bölümünü kendimize, diğer bölümünü akrabamıza ve komşularımıza, son kısmını ise ihtiyaç sahiplerine ulaştırmamızı istemektedir. Ayrıca kurban kesen şahsın hali vakti iyi değilse kurbanının tamamını evine harcayabileceği hükmü konulmuştur. Ancak fakirlerin ihtiyaçlarını karşılamak için kurban bayramı günlerinde kurban kesmek yerine onlara para vermek, gıda yardımı, vs. yapılması kurban ibadeti yerine geçmez. Bu husus İslam Dininde caiz görülmemiştir. Ramazan Bayramından önce verilen Fıtır sadakalarının fakirlere sağladığı bayrama hazırlık gibi, Kurban bayramında kurban kesilmesi ve etlerin fakirlere ulaştırılması neticesiyle fakirler bayram günlerinde rızık endişesine düşmeden bayramlarını daha huzurlu ve sevinçli bir şekilde geçirirler. İhtiyaç sahiplerine Ramazan Bayramında verilen fıtır sadakaları ve Kurban bayramında verilen etlerle onlarında bayrama iştirak etmeleri sağlanır ve bu sebeple toplumda birlik ve beraberliğin önünde bulunan engeller ortadan kalkmış olur. Allah-u Teâlâ bir ayette bu hususa şöyle dikkat çekmektedir. “…Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin.” Sosyal hayatta Kurbanın getirdiği bir başka önemli husus ise, ticaretin canlanmasıdır. Kurban ibadetini yerine getirmek isteyenlerin oluşturduğu pazar, hem hayvan yetiştiriciliği yapanlara ekonomik alanda kazançlar sağlamakta hem de bu günlerde yeni iş sahaları açılmasına sebep olmaktadırlar. Günümüzde birçok yerde Kurban çadırları kurulmakta bu yerlerde yeni iş sahaları açılmakta ve ticari hayata farklı bir canlılık getirmektedir. Kurban ibadetinin sosyal bir faydası ise ihtiyaç sahiplerini bulunduğu karamsarlıktan kurtarılması olmaktadır. Nitekim bu günlerde Ramazanda olduğu gibi fakirler hatırlanmakta, fakirler ise kendilerinin toplumdan dışlanmadığını daha iyi fark edebilmektedirler. Kurban ibadeti, fakirin sofrasına tat getirdiği gibi yüzüne neşe getiren bir ibadettir. Şimdiye kadar yapmış olduğumuz izahatlar ışığında şunları ifade edebiliriz. Kurban ibadetini yerine getirmekle Yaratanımızın rızası kazanılmasının yanı sıra Hz. Peygamberinde sünneti devam ettirilmiş olmaktadır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz vefatına kadar on yıla yakın bir süre hep Kurban kesmiştir. Ayrıca Kurban sosyal hayatı hep olumlu yönde etkileyen bir ibadettir. Bu sebeple kurban kesip etlerini de ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak suretiyle de kişi, yaşadığı toplumdaki insanların hoşnutluğunu kazanmış olacaktır. Vaazımızı Cenabı-ı Mevla’nın bir ayetiyle sonlandırıyorum. Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” Yüce Rabbimiz yapmış olduğumuz ve yapacağımız bütün ibadetleri, özellikle de yakın zamanda keseceğimiz kurbanları kabul eylesin. Hem kendisinin hem de bütün insanların razı olacağı bir hayat geçirmeyi ve netice iki dünya mutluluğunu kazanmayı cümlemize nasip etsin.

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin