Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpg“Kendisine sığınanları emin kılan.”
“Emniyet verici.”
“Kullarını iman şerefiyle şereflendiren...”
“Peygamberlerini doğrulayıp tasdik eden...”
“O, …Selâm’dır, Mümin’dir, Müheymin’dir.” (Haşr, 59/23)
Bu ismin verdiği emniyet ile insan kendi bedenindeki sayısız denecek kadar çok faaliyetin nizam ve intizamla yürüdüğünden emin olarak, başka işlerle uğraşır. Ve yine, insanlar bu isme istinat ile zeminin kaymayacağından ve yıldızların düşmeyeceğinden emin olarak işlerini tam bir emniyet içinde yürütürler.
İman şerefine erişen bir kul, “Her şeyin dizgini O’nun elinde; her şeyin hazinesi O’nun yanındadır.” diyerek, Allah’a teslim olur ve tevekkül eder. Kendisini, dünya musibetlerinden kabir azabına, mahşerin dehşetinden Cehennem ateşine kadar her türlü tehlike ve zarardan ancak Allah’ın emin kılabileceğine iman ederek, O’nun rızası üzere çalışır ve huzur bulur.
Bu ismi-i şerifin, Selâm isminden sonra gelmesi de bu noktada ayrı bir önem taşır.
Nur Külliyatında bu yakın ilgi şöyle dile getirilir: “İmana gel ki elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki selâmette kalasın.” (Mesnevî-i Nuriye)
İmana gelen insan, hayır olsun şer olsun her şeyi Allah’ın yarattığını bilir. Allah’ı hakiki malik bildiğinden mülk âlemindeki hiçbir varlıktan korkmaz. Hastalıklara karşı Şâfi’ ismine sığınır.
Sebeplere teşebbüs niyetiyle, ilaçlarını kullansa da şifayı Allah’tan bekler ve neticeden emin olarak rahat eder. Bu netice en kötü ihtimalle ölümdür. Ölüm ise Allah’ın Mümît isminin tecillisiyledir. Allah, Muhyî ismini tecelli ettirmekle hayat verdiği kulunu, ölüm hadisesiyle kabre gönderir. Ve kabir, iman ehli için dünyadan daha güzeldir.
Kâinatın teşekkülünden kıyametin kopmasına, güneşin doğup batmasından, canlıların dünyaya gelip göçmelerine kadar bütün hadiseleri, ilâhî isimlerin tecellisi olarak seyreden bir mümin, her türlü elemden emin olarak, dünyada Cennet hayatı yaşar.
Bu ismin tecellisiyle emniyet içinde yaşamak, sadece mümin kullara mahsus değildir. Yuvasından çıkıp uçan bir kuş, rızık hususunda hiç bir endişe taşımaz. Nereye gidip neler yapacağını önceden planlamaksızın, bir ilâhî ilham ile ve tam bir emniyet içinde rızkını arar ve bulur. Bu hakikat bütün hayvanlar âlemi için de geçerlidir.
El-Mütekebbir
“Büyüklüğünü her şeyde ve her hadisede gösteren…”
“Kibriya ve azamet kendisine mahsus olan...”
“Her şey, nezdinde hakir bulunan…” (Gazali)
“O… Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbirdir.” (Haşr, 59/23)
Büyüklüğünü göstermekle, ‘büyüklenmek’ farklı şeylerdir. Sonsuz derecede aciz ve fakir olan insanoğlunun, büyüklenmeye kalkışması, onun hakkında kötü bir sıfat olur.
Allah, insanların anladığı manada büyüklenmekten münezzehtir. Zira, Kebir, Azîm ve Aliyy ancak O’dur. Bütün varlıklarda görülen büyüklükler O’nun büyütmesiyle, yücelikler O’nun yüceltmesiyledir. O halde Mütekebbir ismini, Allah’ın büyüklüğünü ilan etmesi şeklinde anlamalı ve O’nun büyüklüğü karşısında herkesin ve her şeyin zelil, hakir, fakir ve muhtaç olduğunu bilmeliyiz.
Ahirette, bu hakikat bütün berraklığıyla görülecektir. Ama önemli olan, bu gerçeği şu dünyada yakalamaktır.
Mütekebbir isminin bir tezahürünü Kur’an-ı Kerîm şöyle haber veriyor; “O gün onlar (kabirlerinden) fırlayıp çıkarlar. Allah’a karşı hiçbir şeyleri gizli değildir. (Buyrulur ki:) ‘Bu gün mülk kimindir?’ (Şöyle cevap verilir:) “Tek ve Kahhar olan Allah’ındır.” (Mümin, 40/16)
Demek oluyor ki, bu mübarek isim, bize aciz, nakıs, zayıf, fani ve hakir olduğumuzu ders vermekte ve büyüklüğünü ilan etmenin ancak Allah’a mahsus olduğunu ihtar ile nefsimizi haddi aşmaktan men etmektedir.
Allah Resulü (a.s.m.) bir hadis-i şeriflerinde beş şeye hayret ettiğini bildirir. Bunlardan birisini de şöyle ifade buyurur:
“Evvelinin bir cife, ahirinin bir lâşe olduğunu bildiği halde büyüklenen insana şaşarım.”
Fatiha Suresi’nde, “bütün hamd ve senanın, âlemleri terbiye eden, Rahman ve Rahîm olan Allah’a ait olduğu” beyan edildikten sonra, Allah’ın ‘din gününün de sahibi olduğu’ nazara verilir. Bu ayetlerle Allah, büyüklüğünü ilan etmiş ve insanlar, aciz ve fakir bir kul olduklarının idraki içinde, “Biz ancak sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz.” diye Allah’a iltica etmişler, O’na sığınmışlar, O’na güvenmişlerdir.
Namazın her rüknünde tekbir getiren ve bu tekbirin manasını tasdik etmek üzere el bağlayan, bel büken, yüzünü yerlere süren insan, Mütekebbir olmanın ancak Allah’a has olduğunu bütün duygularına böylece sindirmekte ve kulluk şerefinden hissesini böylece almaktadır.
Kula yaraşan ve yakışan, büyüklenmek değil kulluk etmektir.
Kulun bu isimden feyiz alması, bu varlık âleminde, Allah’ın büyüklüğünü gösteren sonsuz şahitleri güzelce dinlemesine ve seyretmesine bağlıdır.
İnsan, Allah’ın büyüklüğünü başkalarına ilan etmekle de bu isimden ayrı bir feyze nail olur.
Es-Selam
“Zatı kusurdan, sıfatları noksanlıktan ve fiilleri şerden salim olan...” (İmam Gazali)
“Mahlûkatını her türlü tehlikelerden selâmete erdiren.”
“Cennetteki kullarına selâm eden.”
“O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Melik’tir; Kuddûs’tur; Selâm’dır…” (Haşr, 59/23)
Allah, Vacib-ül Vücud’dur, yani varlığı kendindendir ve yok olmaktan salimdir.
Kudreti sonsuzdur ve aciz kalmaktan salimdir. Bir başka kudretin, o mutlak kudreti sınırlaması, icraatından men etmesi muhaldir.
Keza, Allah’ın bütün sıfatları değişikliğe uğramaktan da salimdirler. Yani, onlar için bir noksanlaşma, bir farklılaşma, kaybolma, yok olma düşünülemez.
Ve Allah’ın bütün fiilleri mahlûkatını selâmete erdirecek şekilde cereyan eder. Bu fiiller, zulümden, aşırılıktan, hikmetsizlikten kısacası bütün noksanlıklardan ve yanlışlıklardan sâlimdirler. O ilâhî fiiller, kâinatın ilk tohumunu şu hazır hale salimen ulaştırdığı gibi, bütün nutfeleri, çekirdekleri ve yumurtaları da ilim ve hikmetiyle terbiye ederek kemâl noktalarına kavuşturur.
Canlı cansız her şeyi, yokluktan varlığa salimen çıkaran Allah, kendisine iman ederek istikamet üzere ömür süren kullarını da kabir ve mahşer safhalarından salimen geçirerek ‘Dârü’s-Selâm’ olan Cennetine ulaştıracak ve orada bu bahtiyar kullarına ‘Selâm’ diye hitap etmekle, bütün dert ve çilelerden, hastalık ve musibetlerden salim bir hayat süreceklerini müjdeleyecektir.
Bu müjdeye mahzar olmak isteyen bir kul, kalbini her türlü şüphelerden, aklını sapık fikirlerden, dilini yanlış sözlerden, midesini haram lokmadan, kısacası hem ruhunu, hem de bedenini sonu azap olacak şeylerden uzak tutmaya çalışacaktır. Zaten, Müslüman denilince, ‘Allah’a tam teslim olmakla bu selâmete erişmiş bahtiyar kul’ anlaşılır. Selâm ismi, bizi Dârü’s-Selâm’a çağırır ve o âleme uygun bir hayat geçirmemizi ihtar eder.

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin