Son Dakika
  • Loading
A+ A A-

Resmi İlan

Yazarlarımız



Manşetler

 

ibrahim-aydn-150x150.jpgHürriyet, Allah'a kulluğun (ubudiyet) nihai noktası olarak değerlendirilir. İnsanı hiçbir varlık ve eşyanın yönlendirememesi; iradesine sadece kulluğun hâkim olmasıdır. Allah'a kul olan, başka şeylere kulluk esaretinden kurtularak hür olur. Kalbi mâsivânın tamamından hür olmayan, onun esaretinden kurtulamayan gerçek kul olamaz. Bunu gerçekleştirenler ise "gerçek kul" ve "gerçek hür" olur. Allah'ın kullarına verdiği isimlerin en güzeli "abd" yani (kul)'dur. "Rahman'ın has kulları vardır" (er-Rahman, 25/63), "Kullarıma haber ver!" (el-Hıcr, 15/49)
İlk devir sûfîlerinden itibaren kulluğun zirvesi; nefse ve mâsivâya kulluğun sona ermesi anlamında kullanılan "hürriyet" kavramı, el-Luma' ve Kuşeyrî Risâlesi gibi tasavvuf klâsiklerinde de bu anlamda kullanılmış ve bu konuda bazı sûfilerin tarif ve değerlendirmelerine yer verilmiştir. Nitekim Bişr Hâfî'nin Seriy Sakatî'ye şöyle dediği nakledilir: "Allah seni hür olarak yaratmıştır. Sen şimdi de Allah'ın seni yaratmış olduğu zamandaki gibi hür ol! Hazarda çoluk çocuğuna, seferde arkadaşına gösteriş yapma! Allah için amel yap! İnsanların bu sebeple senden uzaklaşmalarına aldırma!"
Cüneyd der ki: Ârif'in en son makamı hürriyettir. Tasavvuf, Hakk'ın seni senlikten öldürüp kendisiyle diriltmesidir." Yine Cüneyd der ki: hürriyetini satın almak üzere efendisiyle anlaşma yapan kölenin nasıl ki efendisine olan borcu bitinceye kadar köleliği devam ederse; aynen onun gibi zerre kadar bile olsa hırs ve nefsani arzusu kalan, tam anlamıyla hür olamaz. Çünkü ubudiyet, kemâl bulmadıkça hürriyet de kemal bulmaz.
İbrahim Edhem: "Hür ve kerem sâhibi kişi dünyadan çıkarılmadan önce, kendisi bu dünyadan çıkar. Hür ve kerem sâhibinden başkasıyla yoldaş olma! Çünkü hür ve kerem sâhibi dinler, fakat çok konuşmaz." der.
Yahya b. Muâz der ki: Dünya uşağına cariye ve köleler hizmet eder; ahiret uşağına ise hür ve asil olanlar hizmet eder.
Hallâc: "Kul ubudiyetin bütün şartlarını kendisinde toplarsa, ancak o zaman başkalarına kul olmanın yorgunluğundan kurtularak hürriyete kavuşur. Külfetsiz ve sıkıntısız bir şekilde kulluk ziynetiyle süslenir. Hürriyet makamı, peygamberler ve Sıddıklar makamıdır. Hürriyeti isteyen ubudiyete sıkı sarılsın!" der.
Kuşeyrî der ki: hürriyet, kulun yaratıkların köleliği altında bulunmaması, maddî herhangi bir kudretin ona tesir etmemesi demektir. Sağlıklı bir hürriyetin alâmeti eşya arasında fark görme hâlinin kalpte bulunmaması ve nazarında bütün eşyanın müsâvî hâle gelmesidir.
Mevlânâ da şöyle söyler:
Ben kul oldum, kul oldum kul. Kulluk vazifemi hakkıyla yerine getiremediğim için mahcubiyetimden başımı önüme eğdim. Köle olanlar azat edilince sevinir. Ben ise sana kul ve köle oldum, diye sevinirim ya Rab!
Bir başka sûfi de: "Kul, Allah’tan başkasına kul oldukça gerçek kul olamaz," der.
Bu tür bir kulluk anlayışına erenler, ihtiyaçları olsa bile, başkalarını kendilerine tercih ederler. Sırf dünyevî olan şeylerden sıyrıldıktan sonra maddî menfaat bahsinde kendilerine tercih etmişlerdir.
Dünyevî menfaat ve uhrevî karşılık dâhil, kulun yaratıklara karşı hiçbir esaret ve bağımlılık duygusu hissetmeden sadece Allah için olması, dünyada hemen verilecek bir mala, gerçekleşecek bir arzuya, uzun vadeli bir ihtiyaç ve hazza köle olmaması tasavvufi anlamda bir hürriyettir.
Hürriyet, "O'ndan geldik O'na döneceğiz" ilkesiyle aslî varlığımızın kaynağı olan Allah'a ulaşmamızı engelleyen, bizi özümüze yabancılaştıran her şeyin esaretinden kurtulmaktır.
Aslında insan için mutlak bir hürriyet söz konusu olamaz. Olsa olsa izafî bir hürriyetten bahsedilebilir. Çünkü insanların hürriyetleri başkalarının hak ve hürriyetleriyle sınırlıdır. Bunun aksini düşünerek sınırsız bir hürriyetin var olduğunu kabul etmek bu âlemdeki varlık kanunlarıyla çatışır.
Hürriyetin üç derecesi vardır:
1- Nefsin isteklerine kulluktan kurtulan avamın hürriyeti,
2- Kendi şahsî iradelerine kulluktan kurtularak Hakk'ın iradesinde fâni olan münevverlerin hürriyeti,
3- Her çeşit kayıt ve esere kul olmaktan kurtulan seçkinlerin hürriyeti.
Hürriyet probleminde incelik "dilediğimizi yapmakta hür ve serbest olmaktan çok, dilediğimizi dilemekte serbest olup olmadığımız" meselesindedir. Olaya fıtrî ve tabiî olan zorlayıcı etkenleri nazar-ı itibara almadan baktığımızda bile psikolojik ve ruhi yapımızla içtimaı şart ve gerçeklerin dilediğimizi dilemeye engel olduğunu görürüz. Hâlbuki farkında olmadığımız derinden bir itilişe, farkında olmadan boyun eğiyoruz. Bununla birlikte yaptıklarımızı kendi irademizin eseri sayıyoruz.
Hürriyet, manevi yükseliş yolu olan seyrusülûkün biricik azığıdır. İmkânlar arasında seçim, hürriyet sâyesinde olmaktadır. Bu yüzden bizi mâsivâ bağından kurtaran her şey faaliyet hürriyetimizi genişleterek ubudiyette kemâl yolunu açmış olur.
Kur’an’da bu âlemdeki bütün varlıkların Allah'ı teşbih ile ibadet ettikleri pek çok ayette belirtilmektedir. "Hiçbir şey yoktur ki, Allah'ı hamt ile tesbîh ediyor olmasın!" (el-İsrâ 17/44) ayetinde bütün varlıkların Hakk'ı tesbih ettikleri açıkça belirtilmektedir. İbn Arabi hazretleri, bu âlemdeki varlıkları Hakk'ı tesbih ile zikir ve ibadet açısından dörde ayırır: Cemadat, nebatat, hayvanat ve insan. Cemadat, yani cansız varlıklar, dağlar, taşlar, kayalar ve toprak, daimî bir biçimde tesbih ile meşguldür. Yağmurun yağıp yağmaması, güneşin açıp açmaması onları ilgilendirmez. Her hâl ü kârda tesbih ile meşgullerdir. İkinci sırada yer alan nebatat, cemadata nazaran bir takım ihtiyaçlara sâhiptir. Tesbih; bu ihtiyaçların karşılanıp hayatiyetin devamı ile kaimdir. Hayvanlar da bitkilerden daha fazla ihtiyaçları olan varlıklardır. İhtiyaçları görüldüğü ölçüde tesbihât devam eder. En az tesbih, zikir ve şükürle meşgul olan ise insandır. İhtiyaçları onu esir edip kulluktan alıkoyar."
İnsanların dışında diğer varlıkların ibadetine "teshiri ibadet" denir. İnsandan istenen ibadet şekli ise ihtiyarı ve şuûrî ibadettir. Kur'an'da böyle bilinçle yapılan kulluk; ubudiyet ve şükür kavramlarıyla ifade edilmiştir. "Kullarımdan şükredenler pek azdır." (Sebe, 34/13) ayetiyle "Şükredici bir kul olmayayım mı?" hadisi buna işaret eder. Nitekim Peygamberimiz bunu, gece ibadetiyle kendisini çok yorduğu söylendiğinde buyurmuşlardır.
Günah işleyebilme gücü insanın en büyük hürriyetlerinden biridir. Günah işlememek üzere yaratılmış olan varlıklarda tekâmül söz konusu değildir. Nitekim meleklerin bu tür bir gücü olmadığı için ilerleme kabiliyetleri de yoktur. Günah işleyebilme kabiliyeti, hürriyet ve ubudiyet yolunda ilerlemeye de istidatlı olduğumuzu gösterir. Nitekim Peygamber (s.a): "Eğer siz günah işlemeyen bir kavim olsaydınız Allah sizi yok eder, sizin yerinize günah işleyip af dileyen bir kavim getirirdi." (Müslim, Tevbe, 11)
İyilik ve kötülüğü işleyebilme kabiliyeti insana has bir özelliktir. Bu yüzden insanlara has olan, fakat başka canlılarda da görülen merhamet, sadâkat ve vefa gibi bir takım hasletleri, hayvanlardaki şekliyle "ahlâkî erdem" olarak değerlendiremeyiz. Çünkü hayvanlardaki bu duygular fıtrî ve insiyakidir. Hayvan, fıtratının aksini istese de yapamaz. Ama insan, bunların aksini de yapmaya kabiliyetli olduğu için bu tür hasletlerin kendisinde bulunması "ahlâkî erdem" olarak değerlendirilir. Çünkü ahlâkî davranışların iradi olarak refleks hâline getirilmesi esastır.
Kullukta zirveye çıkan ruh, aslî hâli olan ezelî saflığına kavuşmuş demektir. Bu ise mâsivâ esaretinden kurtulup Allah'a kullukla ubudiyet ve hürriyet sırrını yakalamaktır. Cüneyd: "Bu yolda nihayet, başa dönmektir" derken bu gerçeğe işaret etmek istemiştir. Bu da "Elest bezmi"nde Hakk'ın rubûbiyetini itiraf ederken ki saflıktır.
Ubudiyeti elde etmeye engel biri dış, biri iç olmak üzere iki bağ vardır. İç bağ şehvet, dış bağ ise dünyadır. Bunları aşarak gerçek zühde eren zahit hür olur. Nitekim Ahmed Rifâi hazretleri: "hürriyet zühtle elde edilir. Zahit dünyaya karşı esaretten kurtulmuş olduğundan her şey karşısında hürdür," der.
Beled suresindeki "köle azat etme" ile ilgili ayetler de insanın kendi kendini aşması olarak da yorumlanmıştır. Ayetler şöyle: "O'na iki yol gösterdik. Fakat o insan, sarp yokuşa göğüs veremedi. Bildin mi sen, o sarp yokuş nedir? Köle azat etmek veya salgın bir kıtlık gününde yemek yedirmektir." (El-Beled, 90/10-15)
Köle azat etmek, esirlik bağı ile bağlanmış bir boynu; esaretten kurtarıp hürriyete kavuşturmaktır. Bu önce insanın kendi hürriyetine malik olarak kendini kurtarmış olmasına bağlıdır. Bunun en basit misali köle azat etmek olup fazileti çoktur. Ayette "Fekkü rakabe" diye geçen köle azat etmenin bir mâniası daha vardır ki: "Herkes kendi kazancına bağlıdır." (Et-Tur, 52/21) ayetindeki hüküm gereği her nefsin kurtuluşu kazancına bağlı olduğu için insanın iyi ameller kazanarak kendisini cehennem azabından kurtarması demektir. Bu kurtuluş: "En büyük düşmanın iki yanın arasındaki nefsindir." (Keşfül'l-hafâ I, 160(412) buyrulan nefs-i emmârenin azgın arzularıyla şeytanın aldatmalarına karşı cihatla olur. Nitekim insanın bu sarp yokuşa göğüs germesi, nefis ve şeytanla cihat etmesine bağlıdır. Ancak bu kahramanlığı gösterenler o yokuşu aşabilirler. Baskılar karşısında yamulmayan, ye'se kapılmayan, vicdanlarına ambargo vurdurmayan insanlar gerçek hür ve cesur insanlardır. İnsanın baskılar karşısında kendini aşabilmesi ruhi bir olgunluk ve kalbî bir doygunluk ister. Bundan mahrum olan vicdanlar, köle ve sömürge yapısına çok yatkındırlar. İşte o sarp yokuş böyle bir esir boynu kurtarmaktır.
İnsanın zor zamanlarda, vicdanî özgürlüğün ezildiği demlerde hem kendi inancını, hem de başkalarının inancını koruması da, köle azadı kadar değerli bir iştir. İnsan zorlukları aştıkça; inancı yolunda terleyip emek verdikçe davasıyla daha fazla bütünleşir, motivasyonu daha da artar.
Bugün modern psikolojide gerçek başarı, insanın kendisine karşı başarısı olarak görülmektedir. İşin sırrı bazı şeylere sâhip olmada değil, kendini yenmek ve kendine karşı zafer kazanmada görülmektedir.

fb-btn.pngtwt-btn.pngrss-btn.png

google-btn.pngyb-btn.pnginst-btn.png

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

DMCA.com Protection Status
Sayfada sorun olması durumunda,
Lütfen CTRL + F5 ile sayfayı yenileyin